Hapşıranlar ve Kalbi Bir Saniyeliğine Duranlar İçin

"Nasılsın?" sorusuna "iyiyim"den başka cevap bulamayacak kadar fena olduğunuz zamanlar vardır. Var mıdır? Bende biraz olacak! Yok mu canı çeken? Kim istesin! Fena yerine erik olsaydım bunlar başıma gelmeyecekti ya, neyse... Bu kadar soru, kısa cevap ve kendimle konuşmam sanıyorum okur için can sıkıcı olacaktır. Canım okur! Misafirliğe gittiği evde ufak çaplı bir aile tartışmasının ortasında kalmış gibi hisseder kendini. Oysa usta yazar, marketteki makarna reyonunun hemen yanına ketçap ve mayonez çeşitlerini koyabilendir.

İnanma! Dikkatli okur bu sözü bir önceki paragraf sonuna bağlayacaktır ama gerçekte hiç de öyle değildir. Bakın nasıl da yanılabiliyoruz. İnanma. Gözleriniz görse, okusanız; kulaklarınız duysa, dinleseniz; Kurtuluş Parkında bir Cumartesi el ele tutuşup dokunsanız bile.

Çok yaşa okur! (Lütfen bu sözümü bir kenara yaz, ileride mutlaka lazım olacak)

Benim aklım pek basmaz ama dünyanın basit bir denklemi vardır. Dünyaya bir kere gelirsin ve onun en az iki kere ayaklarının altından kayıp gidişine şahit olursun. Allah o kaydırağa sıralı biniş nâsib etsin ey okur!

Unutma! Ölüm bir son değildir, fakat yalnızca hayatta kalanlar için.


Canan Erbil - Mémoire Involontaire

Load disqus comments

0 yorum var