"Şurda güzel bir yer biliyorum.. Geçen gün gittik Özge yle.. Böyle entel dantel amcalar, teyzeler oluyor hep.. Duvarlardaki fotoğraflar da şahane, tam bizlik bi' yer gibi." diye tanımlıyordu.. Nereyi? Konur Kitabevi ni..
Tam 'bizdik' bir yerdi.. Bulunduğu binaya girdiğimizde "Bak bunun tepesinde de Anarres vardı" diyerek konuya ne kadar hakim olduğumu, 'güzelim ben buraları dört bin kere gezdim, gördüm, yendim, yedim' dercesine de manevralar yaptığımı olanca görselliğiyle önüne serdim.. Evet, bir taraftan da işaret parmağım Anarres Cafe nin eskiden olduğu terası gösteriyordu..
İlk başta herşey normal gibi görünüyordu.. O, burasını güzel bir yer biliyordu.. Beni de her bir tatlıyı, pastayı güzelce yer biliyordu..
Hanımlar beyler yuvarlak masa halinde dizilmiş, ülkenin değil de şiirin nereye gittiğini tartışıyorlardı.. O sırada yanımıza gelip verdiğim napolitan makarna siparişini getiremeyeceği, çünkü çocuğunun rahatsızlanması nedeniyle ustanın gittiğini ve onun yerine tost gibi ıvırlardan hazırlayabileceğini söylüyordu sonuna "Abi" lakabı getirilirse hoş kaçmayacak kişi.. Lakabı asla ve kat' a Hakan Abi, Samet Abi gibi birşey olamazdı.. Ya Ender Üstad, ya da Timur Bey arasında giden bir ünvan skalası vardı.. Türk şiiri nereye gidiyordu bilinmez ama, menüdeki en tırt tabağın önüme gelmesi benim epey gücüme gidiyordu..
Dışarı çıkmaya en müsait, yerli yerinde durmaya na müsait olduğunuz yıllar ve vakitler tanıştırsınız Ankara nın bir ergen ömrü süresince yönetilen ve 11 den sonra otobüs kalkmayan caddeleriyle.. Ufak bir İzmir-Ankara karşılaştırması yapmak gerekirse; İzmir de 'Akşam 11" olan bu vakit, Ankara da 'Gece 11' halini alır.. Ben, bu şehirle tanışma vaktini çoktan geçmiş ve evimin güzergahına giden son otobüsün çırpınışlarına yetişmeye çalışırken ve apar topar masadan kalkarken birisi bize "Telefonunuzu unuttunuz" diye bağırıyordu.. Unuttuğunu sandığı O' nun telefonuydu, onun unuttuğuysa bizim henüz kalkmak için yeni toparlandığımız..
"Yok unutmadık, toparlanıyoruz, alıcaz.." dememize verdiği "Hep böyle başlar unutmalar" cevabından belliydi gecenin şu vakti bile kendisini unutamayıp, aradan geçen gün sonrasında bile kısa mesajlarımızda kendisine hürmetle yer vereceğimiz.. Bu da yetmezmiş gibi "2 tane mesaj geldi size, duydum" deyişi de, o gün bir türlü yiyemediğim makarnama harika bir sostu.. Kaldığımız yerden toparlanmaya devam ediyorduk ki çantam da telefonun yanındaydı.. "Aa bak çantamızı da unutmuşuz" dediğimde bu sefer o sustu..
Tabi tüm bunlar O' nla beraber geçenlerde yaşadığımız bir husustu.. Ama yerin Blogger oluşu ve bütün olayın daha henüz yarısını anlatmış olmama rağmen koca bir sayfa yazı yazdığıma dikkat edersem, tüm bunları O' ndan başka kimsenin sabırla okuyacağını düşünmediğimde şimdilik burada kesiyorum.. Belki serinin ikinci yazısı "Unknow" da yakın zamanda yerini alır.. Görüşmek üzere bunu okuma sabrı gösterebilen insan, görüşmemek üzere unutulamaz Konur sapığı..








































